MAVZER’den MPT’ye Piyade Tüfeğinin Serüveni

May 16, 2023 - 01:09
 0  254
MAVZER’den MPT’ye Piyade Tüfeğinin Serüveni

Ateşli silahların ilk örnekleri kullanımı oldukça zor harp araçları olarak ortaya çıktı. İlk topların hareket kabiliyeti kısıtlıyken tüfeklerde bir askerin taşıyabileceğinden daha ağır silahlardı. Gelişen teknoloji kullanımı kolaylaştıracak çözümler sundukça, ateşli silahların giderek yaygınlaştı ve bu durum orduların yapısında önemli değişikliklere sebep oldu. Piyadenin ordudaki etkinliğinin artması söz konusu değişikliklerin ilkiydi. Çünkü tüfek kullanan piyade, iyi yönetilirse, ciddi bir ateş gücü üstünlüğü sunuyordu. Ayrıca, geleneksel silahların kullanımında uzmanlaşmak yıllar alırken ateşli silahı kullanmak için kısa bir eğitim yeterli oluyordu. Süvari yıllar içinde kazandığı tecrübeyi atının üstünde düşmana karşı maharetle kullanan prestijli ve etkili bir sınıf olarak Ortaçağ’a damgasını vurmuştu. Ancak yeni dönemde sıradan bir köylünün eline verilen tüfeği yalnızca emirlere uyarak kullanabilecek olması süvarinin tahtını salladı. Nitekim, 15. yüzyılın sonlarından itibaren süvari birlikleri güçlenen piyade karşısında hızlı fakat ateş gücü düşük kuvvetler olarak ikinci plana geriledi.

 

"Silahların üretiminde de çağdaş teknolojilere başvuruldu"

16. yüzyıla gelindiğinde, Osmanlı Piyadesi’nin en meşhur temsilcisi olan, Yeniçeriler’in tamamına yakını tüfek kullanıyordu. Osmanlı yönetimi ateşli silahların savaştaki önemini doğru kavrayan bir devlet olarak askerini bu silahlarla teçhiz etti. Osmanlı topçu ve piyade birlikleri 18. yüzyılın sonlarına kadar çağdaşlarıyla hemen hemen aynı silahları kullandı. Kullanılan silahların üretiminde de çağdaş teknolojilere başvuruldu. Avrupa’da ortaya çıkan ve çok hızlı gelişen teknolojik yenilikler Osmanlı tesislerinin modern ateşli silahlarının üretiminde istenilen performansı yakalamasına engel oldu. Osmanlı piyadesinin ihtiyaçları uzun yıllar yerli üretimle karşılansa da modern tüfeklerin imalatı bu üretim hatlarını oldukça zorlamaktaydı. Dünya’nın Kırım Harbi’nde tanıştığı yivli ve kuyruktan dolan tüfeklere olan ihtiyacı karşılamak için Osmanlı yönetimi müttefiklerine başvurdu. Yeni tüfekler için açılan ithalat kapısı bu savaştan sonra da sık sık başvurulan bir yöntemdi. Zira tüfek üretiminde teknoloji o kadar hızlı gelişiyordu ki hemen her yıl yeni ve üstün özellikli silahlar orduların envanterine giriyordu. Gelişen teknolojinin en önemli temsilcisi olan kuyruktan dolar, iğne ateşlemeli ve yivli piyade tüfekleri, Fransız- Alman Savaşı’nda (1870-71) Alman askerlerin elinde Fransa’ya karşı zaferi getiren silahlardı. Devletler yeni silahları tanımak, üreticiler de bu silahları üretebilmek için söz konusu savaştan sonra adeta bir uluslararası yarışa girdi.

 

"Savaş tehlikesi ithalatı daha güvenli haline getiriyordu"

 

Ordunun modern piyade tüfeği ihtiyacını karşılamak Osmanlı yönetimi için önemli bir meseleydi. Yapılacak yatırımlarla Avrupa’da üretilen tüfeklerin benzerlerini üretmek belki mümkündü ama savaş ve yakın savaş tehlikesi ithalatı daha güvenli haline getiriyordu. İç Savaş’tan sonra bir ihraç malı olarak dünyaya dağılan Amerikan tüfekleri Osmanlı ordusunun acil ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir görev üstlendi. Farklı markalardan yakla- şık yedi yüz bin tüfek ve bunlara ait milyonlarca mühimmat satın alındı. Bu silahlar Osmanlı piyadesinin ateş gücünü artırırken, Osmanlı yönetimine de bu ateş gücünün düşman karşısında önemini gösterdi. 93 Harbi’nde Gazi Osman Paşa; kumanda kabiliyeti ve modern silahlarla teçhiz edilmiş birliklerin ateş gücünü doğru kullanması sayesinde, efsanevi bir savunma yapabildi. Bu savunma hezimetle sonuçlanan 93 Harbi’nde Osmanlı ordusunun askerlik şerefini kurtarmıştı. Amerikan silahları Sultan Abdülaziz döneminde alınmaya başlanmıştı. Özellikle Springfield, Peobody-Martini/Henry ve Winchester markalı Amerikan tüfekleri çok önemli bir ihtiyacı karşılamış olsa da Amerika’dan silah alımları uzun soluklu olmadı. Silahlar alınırken yapılan anlaşmalar çerçevesinde yerli üretimi geliştirecek tesis modernizasyonuna gayret edilse de bu hedefe ulaşılamadı. Benzer tüfekler Osmanlı tesislerinde üretildi ancak üretim miktarları ihtiyacı karşılamaya yetmedi. Bu konuda yapılan araştırmalar, Osmanlı üretim tesislerinin hiçbir dönemde modern silah ihtiyacını karşılayacak seviyeye gelemediğini ortaya koymaktadır. Hal böyle iken, Amerika’dan alımlar durduğunda yeni üreticiler bulmak gerekti ve II. Abdülhamid’in bu konudaki tercihi Alman üreticilerdi.

 

"İlk büyük sipariş 1887’de verildi"

Alman tüfek üreticileri içinde Osmanlı’nın tercihi Mauser Silah Fabrikasıydı.Paul ve Wilhelm Mauser kardeşler tarafından geliştirilen Mauser marka tüfekler kuyruktan dolar, yivli namlulu ve mükerrer ateşli piyade tüfekleriydi. Üretim ve malzeme kalitesi yüksek bu tüfekleri Alman ordusu Dreyse tüfeklerinden sonra satın almaya başlamıştı. Paul Mauser’in İstanbul’a yaptığı ziyaretler ve Osmanlı-Alman ilişkilerindeki sıcaklığın da etkisiyle firmaya ilk büyük sipariş 1887’de verildi. Yeni tüfekler Mauser’in Türkçe okunuşu olan Mavzer adıyla tanınmıştı.İlk teslimatları da aynı yıl yapılan mavzerler, İstanbul ve çevresinden başlanarak, Osmanlı birliklerine dağıtıldı. Tüfeklerin üretimini ve sevkiyatları yakından takip eden Osmanlı yönetimi, firmanın merkezi olan Oberndorf a.N.’de bir muayene heyeti görevlendirdi. Kadrosu zaman zaman güncellenen bu heyet, Osmanlı ordusu için üretilen silahların kalite-kontrolü ve teslimat süreçlerinin doğru işlemesinden sorumluydu. Ayrıca yeni ürünleri de yerinde görüp merkezi bilgilendirmek ve yeni model silahların temin edilmesinden de sorumluydu. Beş yüz bin tüfeklik ilk sipariş tamamlanmadan bu siparişteki büyük çaplı (9,5mm) tüfeklerin küçük çaplı tüfeklerle değiştirilmesi, söz konusu komisyonun tavsiyeleri sayesinde mümkün olmuştu. 7,65mm çaplı “Türk Mavzeri” artık Osmanlı Piyadesi’nin ana muharebe silahıydı ve diğer bütün piyade silahları bu çapa göre alındı.

Yapılan araştırmalar 1887-1914 yıllarında yaklaşık bir milyon adet Mavzer tüfeği alındığını göstermektedir. Ayrıca “muaddel” adıyla Osmanlı tesislerinde üretilen miktarın da yaklaşık iki yüz bin adet olduğu tahmin edilmektedir. Bu silahlar Osmanlı ordusunun 1897 Teselya Savaşı’ndan başlayarak her savaşında kullanıldı. Osmanlı piyadesi, elindeki tüfeği en iyi kullanacak şekilde, eğitilmeye gayret edildi. Eğitim programı teorik ve uygulamalı olarak ciddi bir süreçti ve subaylar bu süreçte önemli çaba sarf etti. Ancak gösterilen çaba Osmanlı İmparatorluğu’nun son savaşı I. Dünya Savaşı’n- da zafer için yeterli olmadı. Bu savaşın sonunda imparatorluk fiilen yıkılmış olsa da Türk askerinin ve elindeki tüfeğin görevi sona ermedi. İstiklal Mücadelesi’nde temin edilen her silah kullanılsa da Türk ordusunun ana piyade tüfeği yine mavzerdi. İstanbul’dan ve diğer merkezlerde- ki depolardan bir şekilde Anadolu’ya geçirilen mavzerler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda rol oynayan önemli araçlar olarak tarihteki yerini aldı.

Kurtuluş Savaşı süresince piyade silahlarının ve diğer silahların tamir, bakım ve çap düzeltme işleri için kurulan tesisler millî silah sanayiinin ilk adımlarıydı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara ve Kırıkkale bulunan askeri üretim ve bakım tesisleri zamanla geliştirilerek kabiliyetleri artırıldı. Atatürk döneminde milli üretimin geliştirilmesi ve Türk ordusunun ihtiyaçlarının yerli imkanlarla karşılanması için gayret gösterildi. Almanya ve Çekoslovakya’ya gönderilen heyetler aracılığıyla üretim tezgahları ve makineler alındı. Bugün hala kullanılan bu tezgahlar önemli bir katkı yapsa da tesislerin ana işlevi tamir ve çap düzeltme olarak kaldı. 1950’de Makine Kimya Endüstrisi’nin kuruluşu Türk sanayisi için heyecan ve ümit verici bir gelişmeydi. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasî ve diplomatik durum Amerikan Yardımları’nın kapsamını oldukça genişletmişti ve bu kapsamda Amerikan silahları yeniden Türk ordusunda kullanılmaya başlayınca yerli üretim yavaşladı.

 

"G3 piyade tüfeği Türk piyadesinin ana muharebe silahı"

 

Türk ordusu M1 piyade tüfeklerini ve diğer Amerikan piyade silahlarını bir müddet kullandı. 60’lı yılların sonunda piyade tüfeği alımında tercih yine Alman üreticilerden yana yapıldı. Heckler&Koch adında bir Alman firmasının ürettiği G3 piyade tüfeği Türk piyadesinin ana muharebe silahı olarak seçildi. Bu firmaya ismini veren Heckler ve Koch ismindeki iki kurucunun vaktiyle Mauser için çalışmış olması yeni alımlara hoş bir tarihi arka plan kazandırmıştı. H&K seçimi şüphesiz rastgele değil, bilakis detaylı bir araştırma ve incelemenin sonucunda yapılmıştı. NATO standartları içindeki H&K’nin G3 tüfeği; 7,62x51 mm mühimmat kullanan, oldukça güçlü ve güvenilir bir tüfekti ve aynı zamanda tam otomatik olarak da kullanılabiliyordu. Yapılan anlaşmalar H&K patentiyle MKEK tarafından üretime izin verdiğinden, Türk ordusunun piyade tüfeği ihtiyacı yerli üretimle karşılanmaktaydı. G3 ve türevleri bu özellikleriyle günümüze kadar Türk askerince savaşta ve barışta hemen her şartta kullanıldı.

 

MKEK’nin silah üretiminde kazandığı tecrübe son yıllarda adını sık duyduğumuz “Milli Piyade Tüfeği”nin alt yapısını hazırladı. Modern ateşli silahları yaklaşık iki yüz yıldır üretebilen Türk sanayisi, bu projeyle tasarımdan üretime tamamen yerli ve milli kaynaklarla desteklenen bir ürünü ortaya çıkardı. NATO standartlarında iki farklı çap ve birkaç versiyonla üretilen Milli Piyade Tüfeği (MPT) Türk ordusuna teslim edildiği günden itibaren bütün testleri başarıyla geçerek seri üretime hak kazandı.

Geç de olsa yakalanan MPT başarısı Türk silah sanayisinin yapacağı diğer önemli işlerinde habercisidir. Bugün devlet ve özel sektör iş birliği ile sürdürülen proje, dünyada yaşanan gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, önemini sürekli artırmaktadır.

What's Your Reaction?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow